|
Sessiz Saat 11 Şubat 2008 Pazartesi Bir Şey Var Aklımda... |
|
Bir şey var aklımda... Ona bir duygu mu desem, hissediş mi bilemiyorum. O kadar geniş ki kalbimdeki sınırlarını kavrayamıyorum bile. Aslımda bana ait olan herşeyde bir parça ondan da var. Ruhumda onun varlığını hissetmediğim bazı anlarda her şeye küstüğümü yada her şeyin bana küstüğünü hissediyorum. Hayatımı, hayatsızlığımı, hüznümü, deliliğimi, suskunluğumu, haykırışımı, hıçkırıklarımı, korkumu hepsini o yönlendiriyor. Ama hayatımı belki hayatlarımızı bu kadar etkileyen bir kavramı henuz çok iyi tanımıyorum. Bunu geçenlerde bir arkadaşımın benden bu kavramın tanımını istediğinde farkettim. Evet, onun hakkında aklımdaki bazı fısıltılar dışında hiçbir şey bilmiyordum. Onu sadece kendisiyle tanımlıyordum. Baska hiçbir şey benim için ona yaklaşamyordu.
Arkadaşıma o an kestirme bir cevap verdim. Bu benim için zor olmamıştı. Daha önce düşündüğüm ve hayatıma yerleştirmeye çalıştığım "yaşatmak için yaşamak" kavramını biraz genişleterek "yaşatmak için yaşamanın ölçüsüdür." dedim. Dedim ama bunu söylediğimde kendim bile ne dediğimin farkında değildim. Öylesine çıkıvermişti ağzımdan... O söz ağzımdan çıktığından beri çok düşündüm, hâla da düşünüyorum. Onu her düşünüşümde, aklımca o kavrama her yakından bakışımda o gun yaptığım o tanım aklıma geliyor ve o gün ki ruh halime hak veriyorum. Hak veriyorum ama aklımda bir şaşkınlık var. O zamanki ruh halimle, o kadar kısa bir zaman diliminde ve düşünmeden söylenen o söz nasıl bu kadar anlamlı olabilir? Yıllardır aşikâr olduğum, hayatımı yönlendiren ama hakkında neredeyse hiçbir yorum yapamadığım bir kavramın gizemini nasıl çözebilir? Bu şaşkınlık ne zaman geçer, geçse de bunun sırrını sizinle paylaşır mıyım bilemiyorum, bunu zaman gösterecek.
Şimdi şu tanım hakkında doğuşundan bugune kadar aklımda süre gelen arayış ve anlayış kademelerini paylaşmak istiyorum. Yaşamak kavramıyla işe başladım. Yaşamak.. Çoğumuz için pratikte olmasa bile teorikte pozitif bir şey. Hayatımızda iyi veya kötü olayların, fırtınaların olması; var olan tüm verilerimizin sürekli değişmesi, bu değişimin de bir ruhunun olduğunun hissedilmesi...işte hayat, yaşamın kanıtı bu!!
Ama benim anladığım ya da anlattığım yaşamak bu değil!! Benim yaşamımın olmasının kanıtı bunların bende olması değil, başkalarının benliklerinde olması, yani benim yaşamım, onların yaşaması... Nasıl yaşanması gerekiyorsa, yaşamak için neler gerekliyse, "yaşıyorum" hissi nasıl duyulacaksa... işte bunları sağlamak için yaşıyorum. Yaşatmak için yaşamak yani...
Etrafınızdaki insanlara şöyle bir bakın, birilerini yaşatmak için yaşayan birçok insan göreceksiniz. Sizce o insanlar bunu niye yapıyor? Bir de dikkat ettiyseniz bir insan, bir insanı yaşatmak için yaşıyor ama başka bir insanı daha fazla yaşatmak için yaşıyor. Diğerine göre o insanı yaşatmak onun için daha fazla önem taşıyor. Demek ki yaşatmak için yaşamak her iki insan arasında aynı değil, işte bu da yaşatmak için yaşamanın bir ölçüsü olduğunu gösterir.
Şimdi olayı biraz daha genişletelim:
Yaşatmak için yaşamak sadece insanlar için olmayabilir. Bir insan yanı başında mırıldayan bir kediyi, gençlik yıllarından kalmış eski bir melodiyi, saatlerce kitap okumayı, yağmurda sigara içmeyi, sinamaya gitmeyi ne bileyim hayata dair daha bir sürü şeyi yaşatmak için yaşayabilir. Siz şimdi benim gibi şaşıracaksınız, bunları yaşatmak nasıl olur diyeceksiniz. Aslında yaşamak o kadar geniş ve derin bir olgu ki, onu sadece insanlarla kısıtlamak, kainttaki diğer canlı ve cansızların kendi çaplarında farkedememek daha fazla şaşılacak bir durum. Ama biz kainata kendi merkezimizden baktığımızdan bir karıncanın yiyecek için koşturmasını farkedemiyor, güneşin bize ışık ışık şevkat kollarını uzatmasını yaşamaktan saymıyoruz.
Aslında bir noktaya kadar haklıyız, kainattaki tüm varlığın anlamı biziz, bizim dışımızdaki her zerre yaşam saatlerini bize göre ayarlamışlar. Onların yaşamlarının amacı, anlamı ve ızdırabı biziz. Yani onlar bizi yaşatmak için yaşıyorlar. Yaşamlarındaki amaç kendilerine dönük olmadığı için de biz onların yaşamlarını yaşamdan saymıyoruz. Ama ne yazık ki ya da ne guzel ki yalnız değiliz. Şimdi yine başa dönelim, peki onları yaşatmak nasıl olur? Onları yaşatmak, bir insan gibi değil elbette. Hepsinin örneği kendine özgü. Bir kediyi yaşatmak onun soba başında uyumasını seyretmek olabilirken, bir melodiyi yaşatmak günlerce sadece onu dinlemek olabilir ya da tuttuğun takımı yaşatmak stadta bağırmaktan sesinin kısılması olabilir. Tabi insan dışındaki varlıkları yaşatmak onu yaşatacak kişiye göre de değişebilir. Mesela birisi yağmuru karşısına geçip kahve içmekle yaşatırken diğeri onu yaşatmak için sırıl sıklam oluncaya kadar, ben onu çok sevdiğim bir ifadeyle arz edeyim "damlalarda yüzmek" isteyebilir, ya da bir başkası yağmurda sigara içerek onu yaşatabilir. Evet ne diyordum yaşatmak için yaşamak ve onun ölçüsü...
Son olarak bir de O'nu yaşatmak var. Tabi burada bizim yapacağımız her hangi birseyin O'na faydası ya da zararı olacağını kastedmiyorum. O bizi böyle birşeyin uğultusunun bile aklımızda yer etmesinden korusun, bize "acaba?" dedirtecek imkan ve imtihanlar bile vermesin. Zira bu çöküşümüzün sessiz feryadı olur. Burada O'nu yaşatmak demekle benim anlamaya çalıştığım, insanı ve diğer varlıkları yaşatmak da dahil O'nun bir dediğini iki etmeyecek kesinlikte istediklerini yapmak, tam ifadesiyle O'na kul olduğumuzu anlayarak kul olmak. Ben bu konuda haddimi aştığımı düşünüyorum, başka birşey söylemeden devam etmek istiyorum.
Yaşatmak için yaşamak ve onun ölçüsü... ve işte bu tanımın içimdeki seslerde oluşturduğu sancı sonucu, gündemime gelen arayış ve anlayış kademeleri ifade edebildiğim kadarıyla bunlar. Bu kadar boş lafla hangi his ve düşüncelere tercüman olabildim, kimin gönlünde ya da aklında bir ışık emaresi oluştu ben bilemem, bilmek de istemem ama ben bunların gündemimde yer etmeye başladığından beri çok şey öğrendim. O bana bu lakırtılarla bile birçok şey anlattı.
Daha fazla başınızı ağrıtmadan yazımı bitirmek istiyorum. Bizi buraya ne getirmişti? Benle ilgili birçok şeyi yoneten, buna rağmen onu tanımadığım bir kavram değil mi? Evet, bana düşünme fırsatı bile vermeden tanım yaptıran bir kavram, bir duygu mu yoksa hissediş mi bilemediğim bir şey... Beni yağmurda ıslatan, güneşten gelen şevkati bana hissettiren, bazılarımızı gece boyu uyutmayan, delice bağırtarak sesini kısan, bize ağlamayı ve gülmeyi öğreten, sıra dışılıkları sıradan hale getiren, bana bu yazıyı yazdıran size de okutan ve hepsinden önemisi bize O'nu anlatan bir şey...evet bir şey var aklımda... Galiba sizin benliğinizden gelen "bu şey ne?" sorusunu cevaplamanın, benim de bu cevabı anlamamın zamanı geldi. Bu sey ne?
NOT: Lütfen bu yazıyı, o kavramın yerine sevgi koyarak tekrar okuyun, ızdırabınız bir kat daha artacak eminim... |
|
| Bu yazi toplam 1313 defa okunmustur. | |
Yazarın diğer yazıları Emanet ve Şükür Unutulan Ölüm |
|
Yazıcı Dostu |
Arkadaşına Gönder |
Yukarı |
Yorum Yaz
Yorumlar(4)
mecicit kara 
14:25 17-05-2008
sessiz saat kardeşim yüreğine sağlık gerçekten etkileyici bir şeylerin farkına vardıran bi yazı allah senden razı olsun yazılarının daim olması dileğimdir allaha emanet olun inşallah
Mesaj No:4
n.n. YILMAZ 
22:02 24-02-2008
eyvallah sessiz saat kardeşim.hakikaten güzel bir lakırdı etmişsin yaşatmak için yaşamak...hiç düşünmemiştim.insan neyi yaşatmak için yaşadığı sırrını belki hiç çözemeyebilir belkide bu sırrın en yakınında durduğunun bile farkında olabilir.önemli olan hedefe ulaşmış olmaktır.kalemine sağlık.
Mesaj No:3
yağmur kaya 
17:26 18-02-2008
çok güzel ifade etmişsiniz.yanlız bütün insanlara küçük bir önerim olacak.ukalalık olarak algılanmasın..EN BÜYÜK AŞK İLAHİ AŞKTIR...bunu hissettiğimiz noktada ne bu kadar ızdırap ne de isyan kalır aşka dair..
Mesaj No:2
yağmur kaya 
17:03 18-02-2008
bu yazının,,,saflığına ve temizliğine tarif bulamadım.keşke kelimesini sevmem ama,keşke bu kadar saf sevebilsek ,sevilebilsek.o zaman hayat daha anlamlı olurdu.
Emanet ve Şükür
Yazıcı Dostu
Arkadaşına Gönder
Yukarı